Çalışma Saatleri : 08:30 / 18:00
Merhaba. Hoşgeldiniz. Giriş Yapın veya Yeni Hesap Açın.

Alkali Suyun Önemi

Alkali Suyun Önemi

22 mart Dünya Su günü dolayısıyla Sağlıklı Beslenme uzmanı Diyetisyen sn Canan Aksoy “ üç soruda suyun önemi” başlıklı makalesini okuyunca  bende bir gıdacı olarak su konusunda , ALKALİ ANTİ OKSİDAN SU hakkında bilgi paylaşmak istedim.  Temiz hava soluyarak yaşamak ne kadar güvenli ise temiz içme sularını tüketmekte insanoğlunun en doğal yaşam haklarından birisidir.  Ancak insanoğlu  ne yazık ki hayat kaynağımız olan  havayı da suyu da kirleterek kendisine zararlı bir hale getirmekte ve bu süreç devam etmektedir.

Dünyamızdaki en alkali, antioksidan ve mineral açısından zengin içilebilen sulardan birinin  zemzem suyu olduğunu biliyor muydunuz?

Geleneksel beslenme alışkanlıklarımızdan uzaklaştıkça vücudumuz asidik yiyeceklerle dolmakta  vücut ve hücrelerimiz çok hızlı bir şekilde deforme olarak erken yaşlanmakta , hastalanmaktadır. Asidik bir vücut hastalıkları kendine çeken güçlü bir mıknatıstır. Yediğimiz ve içtiğimiz her şey vücudumuzun pH seviyesini etkiler. Bu nedenle, “pH dengesi sağlıklı bir bedenin anahtarıdır” denilebilir. Vücudumu asidik durumdan kurtarmak için alkali su ve gıda tüketimi yapılmalıdır. Bu işin en pratik yolu karbonat kullanmaktır. Karbonatı sadece çörek, börek yapımında veya buzdolabınızın temizliğinde mi kullanıldığını sanıyorsunuz? Bu beyaz kristalin kullanım alanı o kadar çoktur ki ( 2) ancak biz şimdilik vücudumuzun asit, alkali dengesinde kullanımı hakkında bilgi vereceğiz.

Hayatın kaynağı sudur, sağlıklı yaşamın simgesidir. Biz daha çok bedenimizi suyla temizlerken aslında içimizi de alkali suyla sağlıklı hale getirebiliriz. Enfeksiyon hastalıkların % 45’nin sebebi sudur.  Dünyamızın % 80’i , Bitki dokularının  %80-95 , yeni doğmuş bir bebeğin vücudunun % 97’si, insan ve hayvan vücudunun % 70’i sudan oluşur. Kanımızın %90’ı, beynimizin %85’i, hatta kemiklerimizin %35’i sudur. Bu kadar yüksek oranda su barındıran hayati organlarımız ve vücudumuz için kaliteli su çok önemlidir. Çevresel faktörler, sanayileşme, yoğun nüfus, yetersiz altyapı ve çeşitli sebeplerden dolayı musluk sularımız genellikle içilebilir olmaktan uzaktır. Bu sebeple içme suyu olarak hazır sular tercih edilmektedir. Ancak hazır sular içilebilir değerlere sahip olsa da çok büyük bir kısmı işlenmiş olduğu için vücudumuzun ihtiyaç duyduğu kriterleri tam manası ile karşılayamazlar.

Vücudumuzun ve organlarımızın belirli bir ph değeri vardır; kanın pH değeri 7.35-7.45, midenin 1.0-3.5, pankreasın 8.0-8.3 gibi. Gerekli olan pH dengesinin sağlanması hayati önem taşır ve vücudumuz genel olarak hafif alkaliktir. Alkali ,asidi nötrleştirici özelliğe sahiptir, ancak asidik değeri nötrleyebilmek için 20 kat fazla alkali kullanılmalıdır. Bu sebeple aldığımız asidik besinlerden en az 20 kat daha fazla alkali tüketilmelidir. Yukarıda bahsettiğimiz çeşitli sebeplerden dolayı ve asidik beslenme alışkanlıkları yüzünden vücudumuzun pH dengeleri asidik yöne doğru kayar. Bilim adamlarının birleştikleri ortak nokta, vücudun hassas pH dengesinin bozulmasının hayati organlara ciddi zarar göreceği ve hayati tehlike yaratacağıdır. Vücudumuz asidik etkilerden kendini korumak, pH dengesini sağlamak için kolestrol tabakaları oluşturur, yağ depolar, kemiklerden kalsiyum, kalp ve kaslardan magnezyum çekerek tampon görevi yapmak gibi savunma mekanizmaları oluşturarak kendini korur. PH dengesi bozulmuş olan bir sistemde tükettiğimiz besinler bozularak mantar, küf oluşumuna neden olarak vücudumuzda bol miktarda toksik atık oluşturur ve çeşitli toksik boşaltım merkezlerine fazlasıyla yük binmesine ,dolayısıyla bu organların yıpranmasına ve hastalanmasına neden olur.  Günümüz yaşam koşullarında asidik etkilerden tamamen arınmış bir hayat sürebilmemiz mümkün değildir. Yine de asidik olmanın zararlarından kurtulmak ve hassas dengeyi koruyabilmek alkali yönünden zengin bir beslenme ve yaşam tarzıyla mümkündür.

Vücudun pH dengesini korumada ve asidik etkilerden korunmada en önemli şey, yukarıda belirttiğimiz gibi vücudumuzun %70’ini oluşturan, sudur.  Yüksek pH değerine sahip bir su asidite ile mücadelede çok önemli bir yer tutar. Bol miktarda alkali su içmek vücudun pH dengesini sağlamada ve alkali olmakta en önemli malzemedir. Suyun pH değeri birkaç farklı yöntemle yükseltilebilir. Yüksek pH değerine sahip bir su sağlıklı suyun ilk koşullarından olsa da zararlı toksin materyallerden arındırılmış olması, mikro moleküler yapıya sahip olması ve doğal mineraller yönünden zengin bir içeriğe sahip olması sağlıklı suyun temel şartlarıdır.(6)

Kirli hava, kirli sağlıksız su ve gazlı içecekler, raf ömrünün uzaması için çeşitli şekillerde işlenmiş gıdalar, yanık yağlar(kızartmalar), genetiğiyle oynanmış gıdalar, stres, üzüntü, öfke, korku, affedememe vb. olumsuz duygular hücrelerimizde oksitlenmeye, bozulmaya neden olur. Böylece hastalıklar oluşur. Oksitlenmeyi tersine çevirdiğimizde yani vücudumuzu alkali hale getirdiğimizde ise hastalıklarımızdan da yavaş yavaş kurtuluruz. Alkali hale gelmenin en kolay yollarından biri son zamanlarda sıkça duyar olduğumuz karbonattan(eczaneden alacağınız Sodyum Bikarbonat/İngiliz Karbonatı) yardım almaktır. Çünkü karbonat bulunduğu ortamı alkali hale, başka bir deyişle sağlıklı hale getirir.(Marketlerde satılan ve mutfaklarımızda kullandığımız karbonat çeşitli katkı maddeleri içerdiğinden, sağlık sektöründe kullanılan ve en güvenilir olan yani eczanelerde satılan karbonat tercih edilmelidir.)

Peki Sodyum Bikarbonatı nasıl kullanabiliriz?

1- Ciddi bir rahatsızlığınız yoksa sadece içme suyunuzu alkali hale getirebilir ve tüm aile bu suyu tüketebilirsiniz. Bunun için 1 litre suya bir çay kaşığı(silme) karbonat ilave edip eritin. Bu şekilde günde 1-1.5 litre su tüketin. (ya da 1-2 yemek kaşığı karbonatı eritip 19 litrelik bir damacanaya ilave edebilirsiniz.)

Rahmetli anneannem çocukluğumuzda, yazın  bize taze sıkılmış limonata yapar içerisine de 1 kaşık karbonat atarak köpüklü gazoz yapardı, bir güzel içerdik, eski topraklar bu işi çok önceden çözmüşler, biz yeni anlıyoruz.

2- Grip ya da nezle olursanız 1 litre suya 2 çay kaşığı karbonat ilave ederek kullanabilirsiniz.

3- Şayet önemli bir rahatsızlığınız varsa,  sabah ve akşam olmak üzere günde iki kez, öğünlerden  yaklaşık 1 saat önce büyükçe bir bardakta (büyük meyve suyu bardağı gibi) 1 tatlı kaşığı karbonatı eritip içmeniz gerekir. Burada ölçü ne silme olmalıdır ne de aşırıya kaçılmalıdır. Hazırladığınız karbonatlı suyu birkaç dakika bekletip eridiğinden emin olunca içebilirsiniz. (bardağa karbonatı koyduktan sonra bir miktar kaynar suyla eritip, üzerine soğuk su ilave ederseniz daha kolay erir.)Tadı sizi rahatsız ederse içine çok az miktarda pekmez (1 tatlı kaşığı kadar) ilave edebilirsiniz.  Karbonatı bu şekilde 4-6 hafta kullanmanız gerekir.

Bu madde son zamanlarda duyduğumuz “alkali diyet” in de kilit noktasıdır. Yani bu haliyle bedendeki yağları yakıp hızla kilo verebilirsiniz. İncelmek için kullanacaksanız karbonatın miktarını birazcık daha arttırıp yemek saatine biraz daha yaklaştırabilirsiniz. Böylece tüm zararlı maddelerden kurtulurken iştahınızı kontrol altına almış olacaksınız.

 Karbonatın üzerine önce bir miktar kaynar su koyulduğunda köpürerek hızlı bir şekilde eriyor. Üzerini soğuk su ile tamamlayabilirsiniz. Pekmezi de son aşamada ilave etmenizi öneririm.

Karbonatın çok küçük çocuklarda etkisi hakkında net bilgiler yok. Bu nedenle kullanmamak daha doğru.

3 yaşından büyüklerde ise  çocuk olduğunu unutmadan ve ölçüyü kaçırmadan verilebiliyor.

Dikkatli olması gereken diğer grup tansiyon hastaları! Sodyum bikarbonat tansiyonu yükseltiyor! Bu nedenle ciddi ölçülerde kullanamıyorlar. Fakat tansiyon hastalarını çocuklar gibi düşünüp çok düşük dozlarda verilebilir. İçtikten sonra ise 15-20 dakika kadar uzanıp dinlenmeleri gerekir. Dinlenirken sabit kalmak yerine aralıklarla sağa sola dönmek daha iyi olur. Bu doz zamanla ve yavaş yavaş arttırılabilir. Bu şekilde tansiyon hastalığından kurtulan da mevcut.

Bunun dışında cips, asitli içecekler, raf ömrü uzatılmış gıdalar, yanmış et ve kızartmalar gibi zararlı olduğunu bildiğimiz yiyeceklerin vücutta asit artışına neden olduğunu;  limon, sirke, sebze ve meyvelerle, bunların taze sıkılmış sularının ise alkali olmamızı sağladığını unutmayalım. Buğday, arpa vb. tohumlar ile bunların filizleri de aynı şekilde alkali olmamızı sağlayan gıdalar arasındadır. En önemlisi de stresten ve tüm olumsuz duygulardan uzak durmaya çalışmaktır. Mutlaka gün boyunca  1.5-2  lt su için. Çünkü vücudumuz suya doymadığında su kaybını önlemek isteyecek, bu nedenle idrar ve terlemeyi en aza indirecektir. Bu durumda alkali su alsanız bile bedenden toksin atma işlemi gerçekleşmeyecektir.

Fazla su tüketemeyeceğinizi düşünüyorsanız bir süre kendinizi zorlamanızı önereceğim. Çünkü alkali su bir süre sonra eskisinden daha fazla su içme isteği oluşturuyor.

Dikkatimi çeken bir başka nokta, 3. maddedeki şekliyle yani bardağa hazırladığınız karbonatlı suyu içtikten hemen sonra üzerine su içmek çok kolay oluyor.  Bu da çok az su içenler için kurtarıcı bir bilgi olacaktır diye düşünüyorum.

Uzmanlar karbonatın dolu mideye alınmamasının daha doğru olduğunu hatırlatıyor. Buradan, yemek esnasında karbonatlı su içmemek gerektiği gibi bir sonuca varılabilir.

Ayrıca bu uygulama sırasında egzersiz yapmak çok hızlı sonuç almanızı sağlayacak. Kendinize uygun bir egzersiz programı bulmanızı tavsiye ederim. (3)

Tükürük bezlerinin yoğun miktarda karbonat iyonları salgılayarak yediklerimizi alkali yapar. Midemizin çevresi kandan alınan sodyum klorür’le çevrilidir. Sodyum, su ve karbon dioksitle birleşerek alkali TUZ yani SODYUM BİKARBONAT OLUŞTURUR. Biyokimyada bu şu şekilde formüle edilir: H20 + CO2 + NaCl = NaHCO3 + HCL. Bundan dolayı midemiz aslında yediklerimizi ALKALİ yapmaktan sorumludur. BRUNNER BEZLERİ (12 parmak bağırsağında bulunuyor.) yüksek miktarda karbonat salgılayarak yediklerimizin alkali halde sindirilmesini sağlıyor. Pankreasımız Yüksek miktarda Sodyum Bikarbonat salgılayarak mideden gelen asitleri nötralize etmek ve yediklerimizi alkali yapmaktan sorumlu. Karaciğerde safra salgısında da yüksek miktarda karbonat içerir. Bedenimiz çürümemek için (kanser olmamak için) kendisini hep karbonatla alkali hale getiriyor. Böbreklerimizin kendisi karbonat ürettir. Böbreklerimiz kanın pH seviyesini alkali tutmakla sorumludur. (2)

Yiyeceklerimizde bulunan bakterilerin ölmesi ve yiyeceklerin sindirilmesi için midemiz, pH’ı yaklaşık 1-1,8 seviyesinde asit üretmektedir. Alkali su içtiğimizde midemizdeki pH seviyesi yükselecektir. Bu durumda mide alkali suyu algılamakta ve pH seviyesini tekrar 1-1,8’e döndürmek için daha fazla asit üretimi emri vermektedir. Bu ilk bakışta karşı atak şeklindeki bir üretime benzemektedir, fakat mide duvarlarının hidroklorik asidi (HCl) nasıl oluşturduğu anlaşıldığında bu süreç netlik kazanmaktadır. Midedeki hücreler ihtiyaca bağlı olarak hidroklorik asit (HCl) üretmektedirler. Bu asidin içeriği karbondioksit (CO2), su, sodyum klorür (NaCl) ya da potasyum klorürden (KCl) oluşmaktadır. Bu asidin ürünleri olan sodyum bikarbonat (NaHCO3) ya da potasyum bikarbonat (KHCO3) kan akışına verilmektedir. Bu bikarbonatlar (HCO3) kandaki aşırı asidikliği nötralize eden ve katılaşmış asidik atıkları çözündüren alkali tamponlardır. Vücut yaşımıza bağlı olarak artan asidik atık birikim miktarı, vücuttaki doğal alkali tamponların altından kalkamayacağı bir boyuta dönüşebilmektedir. Hücreleri daha fazla asidik olmaktan ve değişik hastalıklar üretmekten korumak için kandaki bu alkali tamponlara ihtiyaç vardır. Alkali su da bu süreçte devreye girmektedir. pH’ı 7,4 ile 8,5 (hafif alkali su) arasında olan suları tüketmenin sağlık açısından son derece yararlı olduğu birçok bilimsel makalede konu edilmiştir. 8,5’den daha yüksek pH’lı su içmek hakkında araştırmalar devam etmektedir. Alkali suyun sağlık üzerine etkileri özellikle küçük moleküllü yapısından ve içerdiği mineralleri daha etkin hale getirmesinden kaynaklanmaktadır. İdeal olarak insan vücudunun alkali olması gereklidir. Ancak yediğimiz yiyeceklerle vücut aşırı asidik hale gelmektedir. Bir gıdanın vücutta asidik ya da alkali ortam oluşturma potansiyeli, gıdanın kendisinin sahip olduğu pH değeriyle ilgili değildir. Örneğin limon çok asidik bir meyve olmasına rağmen sindirim sonucu ortaya çıkardığı üretim vücut için alkali bir ortam yaratımını destekler. Bu yüzden limon, kendisi asidik olmasına rağmen vücut için alkali ortam oluşturan bir meyvedir.

Benzer biçimde hemen hemen tüm et ürünleri sindirim öncesi alkali yapıda olmalarına rağmen, sindirim sonunda ortaya çıkan asidik kalıntılar vücutta asidik bir ortam oluşumunu destekler. Vücut için en çok gerekli olan alkali formdaki mineraller beş elementtir. Bunlar kalsiyum, potasyum, sodyum, magnezyum ve demir mineralleridir. Bütün bu mineraller sağlıklı, alkali bir çevre yaratmak için çok önemlidir, çünkü bu mineraller asidik minerallerle birleşerek toksinli maddeleri vücuttan atmaktadır. (3)Vücut tarafından çok daha çabuk emilebilen mikro molekül yapıya sahip alkali su molekülleri oluşturarak vücudun oluşturduğu asidik çöplerin çözülmesini sağlar. Normal bir musluk suyu yaklaşık 15-18 molekülden oluşan büyük bir yapıya sahiptir. Alkali anti-oksidan su ise 5-8 molekülden oluşan çok daha küçük bir yapıya sahiptir.

Küçük yapıya sahip su kümesi hücre zarından içeriye girerek hücrenin nemlenmesini sağlar, oluşmuş olan asidik çöpleri çözerek atılımını kolaylaştırır ve negatif yüke doyurulmuş su, hücreden negatif elektrik yükü çekmeyeceği için hücre yaşlanmasını geciktirir. Metabolizma için gerekli olan mineralleri suya katar. Kalsiyum, potasyum, magnezyum ve sodyum vücut için en önemli minerallerin başında gelir. Aynı zamanda suyu alkali hale getirmenin başlıca koşullarındandır. Yüksek emilime sahip bir su aracılığı ile bu minerallerin metabolizmaya karışması çok daha kolay gerçekleşir.(4)

Su içerisinde alkali minerallerle bileşik yaptığı için yararlı minerallerin kullanım değerini düşüren- asidik mineralleri tahliye eder ve geriye Kalsiyum, Magnezyum, Potasyum, Mangan, Demir gibi son derece yararlı mineralleri bırakırlar. Üstelik bu mineralleri iyonize forma dönüştürdükleri için vücut açısından kullanım değerleri defalarca yükseltilmiştir.

Bu gerekçelerle yine Dünya Sağlık Örgütü (WHO) 2007 yılında yayınladığı bir başka makalede “Eğer dünya üzerindeki her insan iyileştirilmiş Alkali su içerse, kanser dahil tüm hastalıkların %80 oranında azalacağı öngörülmektedir” şeklinde görüş bildirmiştir.(5)Musluk suları genelde +200 ile +600mV yani (+ ORP), şişe suları ise genelde +400 mV yani (+ORP) değerindedirler. ORP nin açılımı ise “Oksidasyon-Redüksiyon Potansiyeli” veya Gücü dür.  Anlamı; oksidasyon indirgeme potansiyelidir. Bir çözeltinin oksitlendirme veya indirgeme gücünü milivolt (mV) değeri olarak belirleyici bir ölçümdür. Redoks potansiyeli olarakta adlandırılır.). Bir çok araştırma neticesi ORP değerinin en az pH değeri kadar hatta daha da fazla önemli olduğunu göstermektedir.. Eksi (-) mV(milivolt) diğer bir ifade ile (-ORP) yüklü maddeler yukarıda anlatılan oksidasyon yani çürüme/bozulma sürecini yavaşlatıp ve ortadan kaldırabilirler. Kısaca, ORP ölçümü suyun kalitesini belirler. Ölçüm sonucu pozitif bir değer çıkmışsa bu suyun oksidasyon yani paslandırma ve bozucu/çürütücü etkilerinin olduğunu, negatif bir değer çıkmışsa bu suyun paslanmayı engelleyici özellikte yani antioksidan güce sahip olduğunu gösterir. Örneğin, taze sıkılmış portakal suyunun ORP ölçümü -100 ila -200mV arasındayken birçok paketlenmiş portakal suyunda bunun +200mV gibi oldukça yüksek bir değerde olduğu görülmektedir. Bu tüm diğer meyve suları için de geçerlidir. Yüksek pH lı (8-9) iyonize su (-mv) ve (-ORP) değerlerine sahip olup oksitlenme ve çürümeyi önleyici güçlü Antioksidan özellik taşır. (7)Her ne kadar karbonat suyumuzu alkaliye çevirse de orp değerlerine çok fazla etki edemez, (yani eksi elektron iyonları yükleyemez, ancak alkali su için en pratik yoldur.) bu iş için içerinde doğal malzemelerden yapılmış filtre şeklindeki hazır sürahiler ile Nano teknoloji Elektrikli Alkali su cihazları(iyonizer) çok daha idealdir.  Suyun kimyasal yapısını değiştirmemekle beraber suyu canlı, alkali ve negatif elektron taşıyan antioksidan yapıya kavuşturmasından oldukça yararlıdır.  Evimizde, okullarda,spor salonlarında , hastanelerde , restoranlarda, otellerde ve iş yerimizde bu tür cihazları kullan(dı)arak  sağlığımıza katkıda bulunmalıyız.

Alıntı: Mehmet Baki ASUTAY
Kaynaklar :

(1) Suyun İyileştirici Gücü  – Mennan Aysan Kuzanlı – Recai Yahyaoğlu- Hayat yayınları 2015

(2) Dr.Penny Stanway – Karbonat,  Mucize Gıdalar – 2012 Kural Dışı Yayıncılık

(3) http://kozmikbakim.blogspot.com/2013/12/alkali-su-ve-karbonat-mucizesi-sodyum.html

 

(4) https://www.facebook.com/permalink.php?id=175346669287746&story_fbid=175669809255432

 

(5) http://www.canlisu.com.tr/alkali-su-alkali-su-yuksek-asidiklige-sahip-mideye-ulastiginda-ne-olur.asp

 

(6)  http://www.ecogreen.com.tr/light/urun.aspx?id=41

 

(7) http://www.alkalisu.org/ph-orpiliskisi.html#sthash.YJdsOxjc.dpuf


0 Yorumlar "Alkali Suyun Önemi"

Yorum Yazın

İsim:


Yorum: Note: HTML is not translated!

Lütfen Doğrulama Kodunu Girin: